2000'den Yansımalar
O filmi seyretmeye üç arkadaş birlikte gitmiştik. Ben her türlü kanlı, şiddetli ve iğrenç ayrıntılar içeren film karelerinden, en az bin kat daha beter şeyler üretmeyi çok iyi başaran hayalgücümü tetikleyecek sahnelerin az olması için sessizce dua ederken, hemen önümde oturan dört çocuk gözüme ilişmişti. Yaşları sekiz, en fazla on falan olmalıydı. "Sinema'da Film İzleme"nin modern kültürünü daha şimdiden öğrendikleri belliydi; elde patlamış, mısır ve kolalar, ayaklar bir öndeki koltuğun tepesinde, tam donanımlı, hazır ve nazır bekliyorlardı. Yanlarında ana-baba eşrafından kimse yoktu. Belli ki, sinemanın kapısına ebeveynlerince bırakılmışlar, film bitine kadar özgür kılınmışlardı. Durmadan konuşuyor ve gülüyorlardı. Onların o, on yaş kahkahalarını, o saf neşeyi seyretmek keyifliydi doğrusu. Ama bir yandan da düşünmeden edemiyordum, afişlerinden imgelediğim kadarıyla hayli kanlı olacak bu filmde bu çocukların işi neydi? (Meraklısına parantez, ben o filmi görmek zorundaydım, çünkü içinde bilimkurgu öğesi vardı ve bu unsuru taşıyan bir film ne olursa olsun izlenmek zorundaydı) Kendi kendime merak ediyordum bir yandan da, o iğrenç sahneler başladığında bu çocuklar ne kadar korkacaklardı...
Sonunda film -dakika bir, gol bir duygusuyla- başladı. O abuk varlık ve onun ortaya çıkış ritüeli ile ilgili hiç uyarmadı bizi yönetmen abi; öyle pat diye başbaşa bıraktı bizi o insan-biçer makinayla. Tamam itiraf ediyorum, hem de hiç utanmadan, ben çok k-o-r-k-m-u-ş-t-u-m. Hatta dehşete düşmüştüm. Bir ara önümdeki ufaklıklara kaydı gözüm. Gördüklerim daha çok dehşete düşürdü beni. Öyle iki mısır, bir yudum kola temposunda, inanılmaz bir sükunetle ve hiç korkmadan nasıl da sakin bakıyorlardı benim gözlerimi kapadığım sahnelere. Bunu fark edince filmi seyretmeyi bıraktım sanırım, kendi iç dünyamı gözlemeyi tercih ettim.
Ne kadar alışıktılar sahte de olsa
Sonra "onlara daha temiz bir dünya bırakalım" kampanyasının ikiyüzlü oyuncuları biz yetişkinler yapıyorduk bu "çocuk" oyunlarını, biz veriyorduk ellerine silahları ve karşına çıkan herkesi vur ki puan topla, generali de vurursan daha kanlı bir oda vereceğiz sana diyorduk. Düşünmene, belli bir strateji kurmaya çalışmana, planlama yapmayı denemene hiç gerek yok, sadece durmadan ateş et diyorduk.
Şimdi bir çoğunuzun bana kızacağını biliyorum. Belki bir kısmınız o oyunları oynarken yaşadığınız adrenalin yoğunluğundan, bir kısmınız benim "kız" aklımın anlamadığından bahsedeceksiniz. Aklımın cinsiyeti var mı bilmiyorum ama anlamadığım doğru. Belki bir çoğunuz da benim, bir hikayenin yavaş yavaş önüme serilmesinden nasıl bir zevk aldığımı anlamadığınızı söyleyeceksiniz. Bir mekanın her köşesini santim santim arayıp bir şeyler keşfetmeye çalışmanın, düşünmekten beynimin tütmeye başlamasının, bir şeyleri bir araya getirip bir bütün oluşturmaya çalışmanın niye hoşuma gittiğini anlayamadığını söyleyeceksiniz. Olsun, birbirimizi anlamak zorunda değiliz ama şu soruyu kendimize sorup, ortak bir yanıt arayabilir miyiz? On yaşında bir çocuk, bedenin parçalara ayrılıp etlerin tavana yapışmasını sakince izliyorsa, bir yerlerde ciddi bir hata yapmış olabilir miyiz?
Sevgiyle kalın...
Bu yazım orijinal olarak 08/12/2002 tarihinde TrGamer , Hiperaktif köşesinde yayınlanmıştır.